Açılış Sayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
Mail Adresi

Reklam

New Page 1
New Page 1
 
 
 
 
 
 
 

Oyun Tanıtımları / Hellgate: London

Hellgate: London hakkında sitemize girilen ilk haber 2005 yılına ait. Hikayemiz Bill Roper'ın yüce Blizzard'dan ayrılması ve akabinde Flagship stüdyolarını kurup ilk oyunlarını lanse etmeleri ile başlıyor. Oldukça heyecan verici bu giriş, sık sık yayımlanan video ve ekran görüntüleri ile pekiştiriliyor. "Acaba?" diyoruz, "Acaba yeni bir Diablo gelebilir mi?".

Beklentilerimizin bu kadar yüksek olacağını eminim yapımcılar da biliyordu. Blizzard'ın isminin geçtiği herhangi bir yerde heyecan, beklenti, hayatla ilgili kaygı, asosyallik gibi duygu ve sıfatların anılmaması komik olurdu. Zira beklenildiği üzere birinci gözden oynanan (FPS) adam gibi RPG hayalleri gün geçtikçe tavan yaptı, EA'nin de işe el atmasıyla mümkün olabildiği kadar hayaller dinç tutuldu (bkz. para ve reklam). Ve sonunda Hellgate: London'a kavuşmuş olduk. Ama kavuşmasak da olurmuş.

 Londra = Kırmızı telefon kulübesi

Hellgate, 2038 yılının Londra'sı üzerine inşa edilmiş. Cehennem kapılarının açılması sonucu dünyamıza gelen küçük şeytanlar ile insanoğlunun mücadelesi anlatılıyor. Tapınak şövalye'lerinin (Knights Templar), Haçlıların (The Crusades) ve hatta 4. Kral Philip'in (Philip IV of France) içinde olduğu ilginç sayılabilecek bir senaryosu var. Oldukça hoş olan giriş videosunda mümkün olduğu kadar ipucu verilmeden hikaye bizlere anlatılıyor. Oyunun sonuna kadar da yine ara videolar ile hikaye dallandırılıyor. Maalesef görevler ile hikaye bağdaştırılmamış. Ana görevler hikayeyi kısmen desteklese de yan görevlerin hikaye ile uzaktan yakından alakası yok.

Madem görev sistemine geldik biraz açalım bu konuyu. Görev sistemi World of Warcraft'tan direk çalıntı. Görevler NPC'lerin üstlerinde çıkan ünlem işaretleri ile gösterilmiş. Git şundan şu kadar topla, şunu kes kellesini getir gibi yaratıcılıktan oldukça uzak yan görevler silsilesi ile oyun bitip gidiyor. Sadece ana görevi yaparak oyunu bitirme şansı güya bize verilmiş olsa da takdir edersiniz ki belli eşya kalitesine ve seviyeye ulaşmadan ilerlemek mümkün değil. O yüzden saçma sapan yan görevleri saatlerce yapmamız gerekmekte.

Oyuna başlarken RPG formatına uygun olarak karakterimizi yaratıyoruz. Aslen üç ana kriter altında oluşturulmuş altı farklı karakter seçme şansına sahibiz.

TEMPLAR:

Blademaster: Yakın dövüş uzmanı. Klasik olarak "Warrior" diye bilinen cins. Saldırı yetenekleri oldukça fazla. FPS kamerası ile oynamak mümkün değil.

Guardian: Diğer yakın dövüş uzmanı. Ancak defansif kabiliyetleri daha yüksek. Aura yetenekli Blademaster'a göre daha tatminkar. Klasik olarak "Paladin" diyebiliriz. FPS kamerası ile oynamak mümkün değil.

CABALIST:

Evoker: Focus (mana) ağırlıklı sınıf. Bildiğimiz "Mage" benzeri. Çift el focus ağırlıklı silah kullanabilir. Summon yetenekleri yok.

Summoner: Yalnız oynamayı sevmeyenler sınıfı. İlginç yaratıklar (minions) summon edebilir ve dehşet saçabilirsiniz. Büyü yetenekleri Evoker'a göre zayıf. WoW'dan bildiğimiz "Warlock" ile eşdeğer.

HUNTER:

Marksman: Uzak dövüş uzmanı olarak nitelendirebiliriz. FPS kamerası ile oynamaya en elverişli sınıf. Silahlar konusunda uzman. Genel yetenekleri nişan alma, silah etkileri vb. üzerine kurulmuş.

Engineer: Summoner sınıfı ile benzer özelliklere sahip. Bu sefer yaratık summon etmek yerine tuhaf icatlar kullanarak kendinize yardımcı öğeler oluşturabiliyorsunuz.

Oyunda sınıflar arasında bir denge söz konusu değil. Single-Player oynarken seçeceğiniz sınıfa göre oyunun zorluğu değişecektir. Ayrıca büyüler neredeyse tamamen koca bir "yalan". Saçma sapan, oradan buradan çalıntı, yaratıcılıktan yoksun ve çoğu zaman gerek bile duymayacağınız büyüler oynanabilirliği oldukça düşürüyor. Örneğin Evoker ile oynarken -bazı özel düşmanlar dışında- büyülerinize ihtiyaç duymuyorsunuz. Bildiğiniz bir FPS oyunu gibi sadece elinizdeki Focus kökenli silahlarınızı kullanarak ortalığı dağıtabilirsiniz.

Sınıflar arasındaki dengesizlik düşmanlar arasında da söz konusu. Rahat rahat ilerlerken birden ölebiliyorsunuz. Sebep; içinde bulunduğunuz zindana yerleştirilmiş, o bölgenin seviyesine uygun olmayan herhangi bir düşman. Yapay zekadan yoksun, sadece görüş alanına girdiğinizde size saldıran yüzlerce düşman öldürmek daha sıkıcı olamazdı. Ne seviye atlamanın bir tadı var, ne de kendinizi donatmanın. Sınıflar arasındaki denge ve düşmanlar konusunda geçer not alamıyor Hellgate. Tek özgün sınıf olarak görünen Engineer ile oynadığınızda o kadar da özgün olmadığını anlayacaksınız.

Görev sisteminin WoW'un aynısı olduğundan bahsetmiştik. Blizzard ürünlerinden esinlenme (!) sadece bununla sınırlı değil. Oyunun her bir karesi buram buram Diablo kokuyor. Görevleri genelde metroda konuşlanmış gruplardan alıyorsunuz. Ve yine metro istasyonlarının sağında solunda bulunan portallardan geçerek görevleri tamamlıyorsunuz. Ana görevi yaptığınızda ise kendinizi bir sonraki metro istasyonunda buluyorsunuz. İstasyonlar arasında yolculuk etmek mümkün. Tıpkı Diablo'da olduğu gibi direk o an bulunduğunuz istasyona portal açabilir, açtığınız portaldan bulunduğunuz konuma geri dönebilirsiniz. İstasyonlara görev alabileceğimiz NPC'ler dışında ihtiyaç duyabileceğimiz meslek sahipleri de (eşya satıcısı, tamirci vb.) yerleştirilmiş. Herşey klasik bu oyunda. Hiç yabancılık çekmeyeceksiniz.

Bunca yıl bunun için mi bekledik?

Her seviye atladığınızda size verilen puanları genel kabiliyetleriniz için kullanabilirsiniz. Bunlar; Accuracy, Strength, Stamina ve Willpower olarak sıralanmakta. Ayrıca her seviye yetenek ağacında kullanabileceğiniz bir puan kazandırıyor. Genelde bir dalda uzmanlaşmak mantıklı. Ancak dediğim gibi büyüler yalan olduğundan kendinizi kasmaya gerek yok. Sınıfların ortak bazı yetenekleri var; hızlı koşma, zırhı ya da sağlığı yenileme gibi. Bunlar ise yetenek ağacının sol alt kısmında bulunmakta (mavi). Dilerseniz puanlarınızı bunlara da verebilirsiniz. Bu ortak yetenekler genelde lazım oldukları durumda ekranda belirmekteler. "Shift" tuşu ile kullanabilirsiniz.

Oyun sisteminden uzun uzun bahsetmeye gerek yok zira fark edebileceğiniz üzere oldukça yüzeysel olarak anlatmaktayım. Maalesef Hellgate: London hem RPG oyunu olarak hem de -kısmen- FPS olarak oldukça başarısız bir oyun. Neresinden tutarsanız orası elinizde kalıyor. Görevler sıkıcı, büyüler klasik-anlamsız, mekanlar sürekli kendini tekrar ediyor, akıl almaz onlarca hata mevcut... Düşmanlardan düşen eşyaların duvarların içinde kalmasından mı söz etsem, mekan değişimlerinde oyunun sapan saçma kasılmasından mı söz etsem... bilemiyorum. Oynanabilirlik çok çok zayıf.

Bugüne kadar en basit oyunlarda bile gördüğümüz sistemleri (çoğu Blizzard'ın eseri) bire bir kullanmaktan çekinmemiş Flagship. Sadece bu sistemleri 2038 yılının Londra'sına uyarlamış hepsi bu. Ha, "Özgün hiç mi bir şey yok bu oyunda?" derseniz vereceğim cevap sadece eşya çeşitliliği ve silahların modifiye edilmesi özelliği olacaktır. Hepsi bu. Oyunda zindanların ve düşmanlardan düşen eşyaların tıpkı Diablo'da olduğu gibi Random (rastgele) yaratıldığını da belirtelim. Tekrar oynamak isteyenler için artı bir güzellik. Ayrıca oyunu multiplayer oynarken isterseniz aylık 9.99 $ ödeyip bazı ekstralara sahip olabiliyorsunuz. Bu ekstralar; ekstra karakter slotları, eşyaları saklamak için ekstra envanter yeri ve sadece para ödeyenlerin sahip olabileceği diğer ekstra özellikler. İsterseniz bunları es geçerek bedava oynayabilirsiniz.

Sonbaharın en büyük hüsranı!

Oyunun görselleri yerden yere vurulmayacak belki de tek kısmı. Terk edilmiş sokaklar, polis araçları, gri gökyüzü... Yerli yerinde kullanılmış shader'lar ile sistem ihtiyaçları mümkün olduğu kadar düşürülmüş. Sisteminde Vista olmadığı için DX10 özelliklerini göremedim ancak bu haliyle bile oldukça iyi. Doku ve shader kalitesini olabildiğince yüksek tutmaya çalışıp, gölgelendirmeyi kapatırsanız iyi bir performans ve tatminkar görsellik elde edebilirsiniz. Radeon 512 MB x1550 ve 1 GB RAM'i olan sistemde, gölgeleri kapatarak neredeyse tüm ayarlar High'da iken iyi bir sonuç aldık. Diğer denediğim sistem ise GeForce 8600 GT ve 2 GB RAM'e sahipti. Tüm özellikler Very High'ta iken herhangi bir sorun yaşamadık. Ancak gölgelendirmeyi yine kapatmak zorunda kaldık çünkü inanılmaz frame düşüşlerine neden oldu. Ayrıca oyun sebepsiz yere takılmakta hatta bazen kilitlenmekte. Son yamayı yükleyerek bu sorundan kurtulabilirsiniz.

NPC'lerin birkaçı dışında hiçbirinin seslendirmesi yapılmamış. Görevler sadece yazı olarak mevcut. Söyledikleri bir kaç cümleyi sürekli tekrarlamaları komik görünmelerinden başka hiç bir işe yaramıyor. Ara ara çalan müziklerin atmosfere kattığı hiç bir şey yok. EA, reklam için ayırdığı bütçenin bir kısmını keşke bu eksikliklere ayırsaydı demeden kendimi alamıyorum. Flagship'e ise söyleyecek tek kelime sözüm yok.

Hellgate: London bana göre sonbaharın en büyük hüsranı oldu. Maalesef tam bir fiyasko. Gökten oyun yağdığı şu dönemin en çok beklenilen oyunlarından biriydi, ancak bana hayal kırıklığından başka bir şey veremedi. Sadece RPG+FPS kombinasyonunu merak edenlere önerebilirim. Olay Blizzard'da imiş, Flagship bize bunu öğretti. Yine de oyunun puanını fazla kırmayalım; yarı-cehennem Londra için.


Platform: PC
Tür: Action - RPG
Multiplayer: Var
Yayıncı: Namco
Yapımcı: Flagship Studios
Çıkış Tarihi: 2007 Kasım
Min. Sistem: Windows XP SP2 ya da Vista, 1.8 GHz işlemci, 1 GB RAM, 7 GB HDD Alanı, Shader 2.0 destekli 128 MB ekran kartı

 
New Page 1
 
 
 
 
 
 

Web Statss