|
Hemen hemen
birbirinden bağımsız
sayılabilecek üç farklı
senaryonun Tiberian kısmına
eklenen yeni oyunumuz: Tiberium
Wars. Hikâyenin en son halkası
Firestorm’un olası zamanından
yaklaşık 16–17 yıl sonrasından
devam ediyoruz. 2047 yılının
dünyasında artan tiberium
kaynakları ekosistemi bozmaya
başlamıştır. GDI, bozulan dünya
ekosistemini zararlarına göre üç
farklı bölgeye ayırmıştır.
Varolan yaşam alanlarını
koruyabilmek ve bozulan
ekosisteme sahip bölgeleri
temizlemek adına işe koyulur.
Son Tiberium savaşından sonra
gücünü yeniden toplayan Nod
teröristleri GDI’ın
Philadelphia’a da ki
merkez üssüne nükleer bomba
atması ile kaçınılmaz III.
Tiberium savaşı böylece başlamış
olur. Yine GDI-Nod kapışması
sanıyorsanız yanılıyorsunuz.
Artık davetsiz misafirlerimiz
var.
Ara videoları ile nam salmış
seride Tiberium Wars bu sıfatı
daha çok perçinliyor. Lost
dizisinin Sawyer’ı Josh
Holloway’i, Battlestar
Galactica’dan Tricia Helfer’i ve
Grace Park’ı, GDI generali
olarak Michael Ironside’ı,
Jennifer Morrison’u ve tabi ki
oyun dünyasının en karizmatik
keli Kane’i canlandıran Joseph
Kucan’i gördüğünüzde
afallamayınız. Bir C&C oyunu
oynuyorsunuz ve bu seri EA’ın
($) elinden çıkıyor.
Ara videolarda gerçekçiliği
sağlamak adına oldukça
uğraşıldığını
hissedebiliyorsunuz. Merkez
üssümüzden gerekli talimatları
alırken, aniden gelen bir
saldırı sonrası hemen haber
bültenlerini izlemeye
koyuluyoruz. Spikerin kan revan
içinde olayları aktarmaya
çalışması, canlı yayında
uzmanlara bağlanılması gibi
olabilecek tüm incelikler
videolara yansıtılmış. Serinin
diğer oyunlarına nazaran
videolar oldukça uzun tutulduğu
gibi, temposunun kaybolmaması
adına da gerekli makyajlamalar
yapılmış. GDI ve Nod videoları
arasındaki atmosfer farkının iyi
seçilmiş oyuncu kadrosuyla da
desteklenmiş olması, iki
kampanyanında oynanabilirliğini
oldukça arttırmış. Ayrıca oyun
içerisinde harita ekranından
Josh Holloway ve Jennifer
Morrison’un zırt pırt çıkıp gaz
verdiğini de hatırlatalım. Gerçi
Sawyer ve Kane ikilisi Nod
kampanlarını ilk tercih yaptırsa
da, Jennifer Morrison’u pardon
GDI kampanyasını yabana atmamak
lazım. Ancak gönül Lost’tan
Kate’i görmek isterdi.

“Yapay” zekâ…
C&C serisinin tamamına yapılan
genel eleştiri neredeyse 12
yıllık seride oynanışın
değişmediği üzerine
odaklanmıştır. Topla-üret-saldır
sistemi ’95 yılındaki ilk oyunda
ne ise Tiberium Wars’da odur.
Ancak gerçek zamanlı
stratejilerin genel sorununun bu
tek düzelik olduğu da yadsınamaz
bir gerçektir. Bu sıradanlığı
kırmanın tek yolu ise, hepimizin
bildiği üzere, iyi bir yapay
zekâdan geçmektedir. Ama oyunun
oynanışını eleştirmeden önce,
beğenilmeyen sıradanlığın
nispeten bir kolaylık
sağladığını ve belki de, serinin
yıllardır bu kadar tutulmasının
en önemli nedenlerinden biri
olduğunu da kendi fikrim olarak
belirtmek isterim. Bu rahat
oynanabilirlik ya da sıradanlık
tuhaf bir şekilde eğlence
seviyesini de artırmaktadır.
Tabi ki C&C serilerine has
çerezlik bir hava oluşsa da,
insan ister istemez 12 yıldır
yapay zekâ hiç mi
geliştirilemedi diye sormadan
edemiyor. Haritaya göre
belirlenmiş aynı noktalardan,
aynı şekilde saldıran, amacı
sadece bölümü biraz daha
uzatmaya çalışan düşman. Evet,
gerçekten kulağa pek hoş gelmese
durum bundan ibaret. Değişiklik
yapmak adına haritaların orasına
burasına eklenmiş sürpriz
ataklar, tuzaklar vb. biraz
yapay zekâ eksikliğini kapatsa
da, maalesef kolayca
ezberlendiğinden tekrar
oynanabilirliği oldukça
düşürüyor.
Her C&C oyununda olduğu gibi tek
yapmamız gereken yine hızlı
olmak. Kaynakları hızlı
toplayıp, ordularımızı hızlı
eğitmek. Mümkün olan en kısa
zamanda düşmana saldırmak,
kündeye getirmek. Bunu yaparken
eğer varsa sivil binaları
kuşatmak, olası ekstra para
kaynaklarını ele geçirmek ve
süper silahlarımızı en iyi
zamanda kullanmak. Tek
paragrafta oynanışı
özetleyebilmiş olman kesinlikle
sizleri yanıltmasın. Eleştiriyor
gibi görünsem de bu tek
düzelikten memnun olmadığımı
söyleyemem. Benim tek derdim
yapay zekâ ile.
Kampanyalar ise oldukça tatmin
edici uzunluğa ve çeşitliliğe
sahip. Washington DC’den
Sydney’e, Amazon’dan Mısır’a
kadar savaşmadığımız yer
kalmıyor. Serinin diğer
oyunlarında olduğu gibi elimizde
birkaç ünite ile görevi
tamamlamaya çalıştığımız,
köprüleri havaya uçurarak
savunma yapmaya çalıştığımız ya
da bunlara benzer birçok farklı
görev her zamanki gibi mevcut.
GDI ve Nod senaryoları
arasındaki senkron da oldukça
güzel ayarlanmış. GDI ile
oynarken örneğin Pentagon’u
savunurken, Nod kampanyasında
aynı haritada Pentagon’a
saldırıyorsunuz.

The Scrin
Gelelim davetsiz misafirlere:
The Scrin. Bu mekanik böceğimsi
ırk iki tarafında düşmanı
konumunda bulunuyor. General
Kilian Qatar (Tricia Helfer)
tarafından komuta edilen uzaylı
misafirlerimiz ilerleyen
bölümlerde karşımıza çıkıyor. Bu
ırkı, hem GDI hem de Nod
senaryolarında muhakkak alaşağı
etmemiz ve yeri geldiğinde de
yönetmemiz gerekiyor. Daha önce
dünyanın üç farklı bölgeye
ayrıldığını söylemiştim. Bozulan
ekosistemin durumuna göre mavi,
sarı ve kırmızı bölgelere
ayrılan dünyada kırmızı
bölgelerde ikamet etmekte olan
misafirlerimiz, başlı başına
oynanabilir olsa da maalesef
kampanyası bulunmuyor. Serbest
oyunda (Skirmish) taraf olarak
seçmek mümkün.
Taraflar arasında denge
sağlanmak adına, onda olan bunda
da olsun, şekli şemali farklı
olsun demek yerine, her tarafa
üstün özellikler verilmiş.
Generals’de bu sağlanmaya
çalışılsada pek başarılı
olunamamıştı ancak EA Tiberium
Wars’da oldukça iyi iş çıkarmış.
Olması gereken binalar aynı
şekilde her tarafa verilse de,
savunma kulelerinden başlayan
farklılık tüm ünitelere
yansımış. Ünite tasarımlarında
ki orjinallik, GDI’ın
yasallığını, Nod’un manyaklığını
ve The Scrin’in ilginçliğini
inanılmaz bir şekilde yansıtmış.
Oyunda alıştığımız arayüz
kullanılsa da ufak tefek
değişikliklere gidilmiş. Emperor:
Battle for Dune’da olduğu gibi
bina-kule-asker-tank-uçak
şeklinde sıralamalar yapılmış.
Böylece artan ünite sayısının
neden olabileceği karışıklık
giderilmiş ancak yeni bir
özellik değil bu. Yeni olan
düzenleme aynı anda birkaç bina
üretimine izin verilmiş olması.
Bu da arayüze oldukça kullanışlı
bir şekilde yerleştirilmiş. Yine
aynı şekilde fazladan
dikebileceğiniz eğitim binaları
ile birden fazla üniteyi aynı
anda üretebilmek mümkün. Böylece
sizin hızlı bir şekilde üs ya da
ordu oluşturmanızı
köstekleyebilecek sorun ortadan
kaldırılmış oluyor. Ama merak
etmeyin, Tiberium sizi yeteri
kadar engelleyecek, özellikle
ilerleyen bölümlerde.
Ayrıca arayüz, Red Alert 2’de
olduğu gibi ünitelerin
dizilimini ayarlayabilmenizi
sağlayan alttaki bir bar ile
daha kullanışlı hale getirilmiş.
Üniteleri seçtiğinizde çıkan sağ
alttaki kısmı kullanarak seçili
ünite üzerinde geliştirmeler (upgrade)
yapabilmeniz ya da sahip olduğu
özelliği kullanabilmeniz (örn;
jetpack) mümkün. Hemen aklıma
gelmişken söyleyeyim,
görevlerinizi oyun ekranında
gösteren – tek kelimeyle
gereksiz- oklar yeni
özelliklerimizden. Bu gereksiz
okları görev penceresinden
kapatabilirsiniz.
Görevler; ana görev, alt görev
ve hatta daha alt görev şeklinde
sıralanıyor. Bölümlerin oynanış
süresini uzatmak adına yapılmış
olsa bazen alt görevler çok daha
eğlenceli olduğundan es
geçmemenizi tavsiye ederim. Tabi
ki direk ana görevi yaparak bir
sonraki bölüme geçmeniz de
mümkün. Herhangi bir zorunluluğu
yok, sadece bölüm sonunda
aldığınız madalyaya etki ediyor.
SAGE mi bu? Olamaz!
Geldik işin teknik kısmına. Oyun
SAGE grafik motorunu kullanıyor
ki bu motor rahmetli Westwood’un
yazdığı ilk 3-boyut grafik
motoru idi. Ta 2001 yılında
çıkmış olan Emperor: Battle for
Dune’da kullanılmıştı ilk kez.
Bunu takip eden senelerde
Generals’da, yine EA’nin elinden
çıkan ilk The Battle for Middle-earth
ve ikincisinde yine bu motor
kullanıldı. Bugün 6 yaşında olan
bu motorun nasıl bu hale
getirildiğine akıl sır erdirmek
mümkün değil. Tek kelimeyle şuan
geldiği nokta “mükemmel”. Tabi
ki bir Company of Heroes değil,
ama olması gerekeni fazlasıyla
veriyor. Özellikle efektler
harika. Patlamalar, Flame tankın
alevleri, su yansımaları bir
strateji oyununda pek alışık
olmadığımız cinsten.
Gökyüzündeki bulut gölgeleri,
özellikle çölde savaşıyorsanız
dikkatinizden kaçmayacaktır.
Ünite tasarımlarında ki
detaylarla, binalara eklenmiş
efektlerle, her şeyiyle çok iyi
bir iş çıkarılmış. Ayrıca
yıllanmış bu motorun doku
kalitesinde de fazla hayal
kırıklılığı yaratmaması
gerçekten çok ilginç. Seslerden
bahsetmeye bile gerek yok, EA
klasiği. Kusursuz ses efektleri,
kusursuz seslendirme. Bu oldukça
başarılı teknik altyapı, yükleme
sürelerinin kısalığı ile de
–haritaların küçüklüğü en büyük
etken- dikkat çekici.

Tüm bunları
görebilmek/duyabilmek için
elbette iyi sayılabilecek bir
sisteme ihtiyaç var. Ancak
grafik ayarları oldukça geniş
bir yelpazede bizlere sunuluyor.
Birçok özellikten feragat etmek
zorunda olsanız da, eski
sayılabilecek sistemlerde de
oyunu oynayabilmek mümkün. İlla
ki bir sistem örneği vermek
gerekiyorsa; sağ tarafta
görebileceğiniz sistem
özellikleri kısmına Geforce 6600
ya da Radeon 1300 ayarında ekran
kartını ekleyebilirseniz
bahsettiğim efektlerin çoğunu
görebilirsiniz.
Son olarak notlarım arasına
aldığım birkaç bilgiyi vereyim:
Oyunun sitesinden BattleCast
client’ını indirerek multiplayer
oyunlarınızda sesli olarak
haberleşebilirsiniz, takımlar
oluşturup maçlar yapabilir ve
oyunun resmi sitesinde adınızı
duyurabilirsiniz. Ayrıca Command
& Conque 3r: Tiberium Wars Kane
Edition adında ekstra bonus
DVD’si içeren (yapım süreci,
oyuncularla röportajlar vs.
içeriyor) özel bir sürümünün
olduğunu da belirtelim.
Command & Conquer 3: Tiberium
Wars bana göre serinin en iyi
oyunlarından biri olduğu kadar,
büyük ihtimalle bu yılın en iyi
gerçek zamanlı stratejilerinden
biri olacak. ’95 ten bugüne
gelen efsanenin bayrağını
kesinlikle gururla taşıyabilecek
kadar iyi. Her strateji sever
tarafından muhakkak denenmeli,
en azından ara videolar için.
Kane is back.
Platform:
PC
Tür: Strateji
Multiplayer: Var
Yayıncı: Electronic Arts
Yapımcı: Electronic Arts
Çıkış Tarihi: 2007 Nisan
Min. Sistem: Intel P4 2,0
GHz ya da AMD Athlon 2000+, 512
MB RAM, 6 GB HDD Alanı, NVIDIA
GeForce 4+ ya da ATI Radeon
8500+, Windows XP/Vista |