Açılış Sayfam Yap
Sık Kullanılanlara Ekle
Mail Adresi

Reklam

New Page 1
New Page 1
 
 
 
 
 
 
 

GÖKÇEADA

 

Kuzey Ege (Çanakkale) Gökçeada

İki halkın Ege'de kardeşlik türküleri söylediği, geçmişle bugünün birlikte yaşandığı bir Mutlular Adası'. Gökçeada.

Gökçeada; göz alabildiğine uzamın kumsalları, güneşi... pırıl pırıl denizi... deniziyle bütünleşmiş yeşili... tepeleri, köyleri, ovalan ve kendine has

örgüsüyle bir doğa harikası. Türkiye'nin İlk Su Altı Milli Parkı TÜDAV'ın girişimleriyle Gökçeada'da kurulmuş. Arastama, korama ve eğitim amaçlı kuruta Gökçeada Deniz Parkı, 200 metre genişliğinde ve 1 mil uzunluğunda. Meyveleri iğde ile kızılcık arası olan Hünnap ağacı sadece Gökçeada'da yetişiyor. Verimli toprağı değişik tarım ürünleri için oldukça elverişli. Çam, sedir, gürgen ve daha nice iğne yapraklı ağaç ormanları adanın yeşil dokusuna katkıda bulunuyor. Adanın her yöresine yayılmış zeytinlikler ve bağlar bu dokuyu lezzetlendiriyor. Akdeniz ikliminin tipik özelliğini vurguluyor. Zeytin ve zeytinyağı kültürü doğal olarak tüm adada yaygın. Geçmişten bugüne yaşatılan Rum mezelerinde, Türk yemeklerinde, iki kültürün kaynaşmış Ege'ye özgü bu mutfağında gerçek zeytinyağının kokusunu ve lezzetini bulacaksınız. Adada Ortodoks kültürü de varlığını sürdürüyor. Her yıl temmuz ayının ortasından başlayarak Ortodokslar bir ay boyunca et yemiyorlar. Bu Müslümanlara ramazanda oruç atmasına benzer bir inanış. Bu oruç süresinin sonunda ağustos ayının ortasında adada bir bayram yaşanıyor.

Hemen hemen her köyde be şenlikler sürüyor. Kazan kazan kurbanlık koyun pişiriliyor, keşkeşe benzer kurkut pilavı eşliğinde sunuluyor. Tepeköy'de de 'Meryem Ana Kutlamaları' yapılıyor. Temmuz sonunda bağ bozumu şenlikleriyle bu festivaller peş peşe geliyor. Yine ağustos ayında geleneksel olarak gerçekleştirilecek Film Festivali yer alıyor. Kısacası, yazın Gökçeada her anlamıyla festivaller diyarı oluyor. Adanın lezzet kaynakları bununla da bitmiyor. Arıcılığın yaygın olduğu Ada'da, çam ve çiçek balının üretiminin yanı sıra, bitki örtüsünü oluşturan kekiklerden, her derde şifa olan kekik balı da üretilmekte... Adanın kendine has üzümlerinden yapılan şarabı da tadılmaya değer. Balık ve deniz ürünlerine gelince.. Her mevsim karagöz, meran, sinarit. orfoz. ahtapot, kalamar, karidesi; mayıs ayında kılıç ve uskumruyu, haziranda kolyosu, ağustosta sardalyayı, eylül-aralık arası lüferi her daim taze ve en lezzetli haliyle bulmak mümkün.

Gökçeada'nın yüzölçümü 289 kilometrekare. Türkiye'nin en büyük adası. Kıyı şeridi uzunluğu 95 km.

Plajlar

Bu temiz ve engin mavi denize girilecek olağanüstü güzellikte plajlar bulunur Gökçeada'da. Adanın güneyinde yer alan Aydıncık (Kefalos) kıyısı Kuzey Ege'nin Patarası olarak kabul edilir ve kaya mezarlarıyla da önemlidir. Aydıncık burnu sert rüzgara rağmen kaba dalgaların oluşmasını engellediği için rüzgar sörfü yapanlar için ideal bir bölgedir. Burada yapılan şifalı çamur banyosu da cilde yararlıdır.

Kuzeybatıda bulunan Marmaros plajı da denize girmek ve piknik yapmak için son derece elverişlidir. Gerek Aydıncık gerekse Marmaros'a sadece motorlu vasıta ile ulaşılabilir. Bu bölgelere ulaşma olanağı olmayanlar ise Kaleköy'de bulunan Belediye Plajı tesislerinden faydalanabilirler. Adanın denize girilebilecek en güzel yerlerinden biri de Kaleköy'ün bitişindeki Yıldız Koyu'dur. Dört bir yanını çevreleyen mavi bayraklı kıyılara sahip olmak Gökçeadalılar ve Gökçeada'ya gelenler için bir ayrıcalıktır: Kefaloz, Yuvalı, Yıldız, Uğurlu, Gizlikoy, Kuzulimanı, Kaleköy, Güzelcekoy gibi daha bir çok irili ufaklı doğal plajlarda, sakin, gürültüden uzak koylarda maviyle kucaklaşmak... Tepeköy Çınar altında, Marmarosta yeşille yaşamak.. Kaleköy kordonu, balıkçı limanı, dalga ve rüzgarın etkisiyle şekillenmiş kayalıkları ve kıyı yerleşimiyle yaz gecelerinin hareketlendiği Semadirek manzaralı sahilinde içilen bir bardak çayın keyfinde güneşe bir sonraki sabah görüşmek üzere veda etmek...

 

Gökçeada'nın Yerleşim Merkezlerine Gelince...

Adaya ulaşım feribotla sağlanıyor ya, feribotların ve teknelerin demirlediği Kuzulimanı. Kuzulimanı aynı zamanda Ada'nın önemli plajlarından biri. Plaj ve iskele çevresinde çay bahçeleri sıralanır.

Kuzulimanı'nın hemen solunda, ilginç kaya şekillerine sahip Kaşkaval Burnu (peynir kayalıkları) görülmeye ve fotoğraflamaya değer. Gökçeada ilçe merkezi, limana 7 km. uzaklıkta ve Ada'nın ortalarında. Üç mahalleli yerleşim yeri resmi daireler, bankalar ve alışveriş yerleri nedeniyle önem taşıyor. Yerleşimin tarihi önemi fazla değil. Zeytinli, merkeze en yakın olan ve mutlaka görülmesi gereken bir köy. Bir iki kilometrelik kıvrımlı bir yolla ana yola bağlanan bu köy merkeze 3.5 kilometre uzaklıkta. Taş zeminli sokakların iki yanında yer alan ve evler için törensel bir geçiş hazırlayan zakkumlar, yolun küçük bir açı değişmesiyle oluşan meydandaki üç kahve, yerli yabancı herkes için yaz, kış uğrak yeri. Meydanın tam karşısında bulunan, iki eski Rum evinin aslına uygun restore edilmesiyle bu yıl hizmete giren otel, adanın geliştirilen özgün turizminin ilk örneği. Köyün girişindeki Agios Georgios (Aya Yorgi) Kilisesi, taş zeminli sokaklar, tarihi yapılar, çeşmesi, çamaşırhanesi ve manzarası gezip görülecek yerler arasında... Adanın kuzey ucunda tepelerdeki iki eski yerleşmenin Kaleköy ve Eski Bademli köyleri arasındaki ovada Yeni Bademli bulunmakta. Adanın en eski yerleşmesi olan Kaleköy (eski ismiyle Kastro-Kale anlamında ), kıyıdaki bir tepenin ovaya bakan yamacına kurulu. Merkeze uzaklığı 4 km. Kuzu Limanı inşa edilmeden önce gemiler Kaleköy Limanı'na yanaşırlar, filikalarla kıyıya çıkılırmış.

Kaleköy, aşağı ve yukarı mahalleleriyle iki bölümlü. Aşağı Kaleköy deniz kıyısında ve kordon boyu uzanan çay bahçeleri, balık lokantaları ve barlarıyla her zaman hareketli. Yukarı Kaleköy, beldeye adını veren kalesiyle ilgi çekiyor. Cenevizliler tarafından yapılan ve İskiter Kalesi olarak anılan kalenin surlarının bir bölümü ayakta. Kaleye çıkanlar Aşağı Kaleköy, Yeni ve eski Bademli ve Zeytinli köylerini içine alan oldukça geniş bir çevreyi izleyebilirler. Adanın en güzel koylarından biri de burada. Yıldızkoy'a yukarı Kaleköy'den yürüyerek kolaylıkla ulaşılabiliyor. (Dileyenler Yenibademli Köyü'nden araçla da gidebilir) İlginç kaya oluşumları ve sualtı güzellikleriyle TÛDAV tarafından korumaya alınıp Türkiye'nin ilk Su Altı Milli Parkı ilan edilen koy burası. İlçe merkezine 4 km. uzakta olan ve Adanın en kalabalık köyü durumundaki Yeni Bademli içinden geçip Eski Bademli Köyü ne çıkanlar hem ovayı hem de denizi gören bir tepe üzerine adeta konmuş bir yerleşimle karşılaşacaklar. Büyük yapraklı bir dut ağacının çevrelediği masaları dışarı taşmış kahvesi, bir evin bahçe duvarına dayalı geniş bir sedirle koyun oturma odası konumunda.

Köy meydanında toplanan köylülerle buluşulup, hoş sohbetlerin yapılabileceği, çayların, kahvelerin yudumlanabileceği ortak bir balkon özelliğinde... Köyün eski okul ve çamaşırhane binaları görülmeye değer. Gökçeada'nın ilk arkeolojik kazı alanı da Bademli Köyü ile Kaleköy arasında ve ilçe merkezine 3 km. uzaklıktaki Yenibademli Höyük. Kazı çalışmaları süren höyükle yerleşimin MÖ 5000 yılına kadar uzandığı sanılıyor. Zeytinliköy gibi kıvrımlı ve dar bir yolla ana yola bağlanan Tepeköy, eski bir heykelsi volkanik tepenin ovaya ve gölete bakan yamacına kurulmuş. Merkeze 11 kilometre uzaklıkta olan köy bir toprak yolla, asırlık ulu çınarın yer aldığı mesire yeri olan Pınarbaşı'na bağlanmaktadır. Yüzyıllardır köye bekçilik yapan çınar ağaçlarının altında serinlemek ve piknik yapmak da insana ayrı bir zevk verir. Akasya kokuları arasındaki köy, yerli şarabı, bademi, cevizi ve balıyla ünlüdür. Köyde şu anda kullanılmayan zeytinyağı fabrikası ve dokuma atölyesi bulunuyor. Köyün Evangelismos Teotoku Kilisesi ve Aya Kalyopi Manastır da gezip görülecek yerler arasında. Tepeköy'ün bir başka özelliği de her yıl ağustos ayının 15'inde kutlanan dinsel kökenli bayramı. Dünyanın dört bir yanından evleri, aileleri ve akrabaları bağlantılarıyla gelen insanlar, köy meydanında toplanarak, gün boyu süren ibadetlerini, gece de şenlik havasında sürdürüyorlar ve bir ilgi odağı oluşturuyorlar.

Yolun ve dere yatağının ortasından geçtiği Dereköy'ün geçmişte adanın en kalabalık ve en zengin köyü olduğu söylenir. Merkeze uzaklığı 14 kilometre olan köy, bugün terk edilmiş durumda. Ayina Maria Kilisesi, hiç kesilmeyen suyu ve pencerelerinden süzülen ışığıyla sinemacılar için bulunmaz güzellikte olan tarihi çamaşırhanesi ve bir çok dükkanının bulunduğu çarşısı, buranın eski yaşantısı ve kalabalığı hakkında bilgi edinmemizi sağlayan birer anıt olarak bugün hala ayakta durmaktadır. Dereköy'den sonra Uğurlu Köyü'nden geçilerek Limni'ye bakan Türkiye'nin en batı ucundaki kumsala ve limana varılmaktadır. Bu yol kıyıdan adanın en güzel kumsalı olan Kefaloz'a ve biraz içeride yaz aylarında iyice suyu çekilen Tuz Gölü'ne bağlanır.

Yaz aylarında suyunun çekilmesi ve geride çamurumsu ve tuzlu bir birikinti kalması nedeniyle Tuz gölü denmiş. Pek çok canlı ve özellikle kuşlar için bir beslenme alanı. Eski Bademli, Zeytinliköy, Tepeköy ve Dereköy kentsel sit alanı içine alınmışlardır. Bu köyler bütünüyle geleceğe özenle taşınması gereken kültür mirası özelliği göstermektedir. İçlerinde yer alan tarihi yapılat, taş evler, çeşmeler, çamaşırhane, zeytinyağı fabrikası, dokuma atölyesi, anfi tiyatro mutlaka görülmesi gereken örneklerdir.

Marmaros Şelalesi

Doğayla başbaşa bir gün geçirmek ve serinlik arayanlar için yaz aylarında Dereköy'ün Uğurlu yönünde yaklaşık 7 km. uzaklıktaki Marmaros Şelalesi iyi bir seçenek olabilir. Su kış aylarında iyi ama yazın biraz azalıyor. Şelaleye ulaşmak için anayoldan sonra patikayı izleyerek yürümek gerekiyor.

 
New Page 1
 
 
 
 
 
 

Web Statss