 |
Kuzey Ege (Çanakkale)
Bozcaada
Bozcaada, Kuzey Ege'deki
adalarımızdan biri. Tertemiz denizi, çeşidi bol
balık lokantaları, eski kalesi, daracık
sokakları, katmerli eski Rum evleri,
geleneklerin birçoğunu koruyan günlük yaşamı ile
çoğumuzun hayalindeki bir yerleşim merkezi.
Nüfusu yaklaşık 3000. Kendisi bir ada olan
Bozcaada'nın çevresinde bir çok küçük ada da
bulunuyor. Tavşan, Kaşık, Yılan, Sıçancık gibi |
|
ilginç adları olan bu adalara
yüzmek kendine güvenen yüzücüler için ayrı bir
zevk. Ada'nın bu küçük adalarıyla birlikte
yüzölçümü 42 kilometrekare. On iki burun ve on
bir koy aralıklarla adanın 14 millik çevresinde
sıralanıyor. Bağcılık ve tabii
şarapçılık ile balıkçılık halkın başlıca işi.
Deniz ürününün her türlüsünü bulabilirsiniz.
Ağustos ayında üzümü ve sardalyası bol olan
Bozcaada'da, eylül ayında da kalamar keyfi
başlıyor. Balıkçılar adanın hemen karşısındaki
küçük adacık çevresinde at-çek kalamar
yakaladıklarını anlatıyorlar. Limandaki aile
işletmesi lokantalarda ada balıkçılarının
ağlarına takılan balıkların en tazelerini ve
Karasakız ile Vasilaki üzümlerinden yapılan
yerli şaraplarını tadabilirsiniz.
Son yıllarda Cabarnet Sauvignon, Chardonnay gibi
üzümler de yetiştiriliyor. Balıkla şarap
içmekten hoşlanmayanlar yemekte rakı içip,
sofradan sonra deniz kenarında yaktıkları ateşin
başında şarabın tadına bakabilirler.
Ada bağcılığının son yıllarda sarsıntı
geçirdiğini, yağışların azalması nedeniyle
toprağın tuzlanmasının bağcılığı öldürdüğünü
belirtmiştik. Buna bir de bağları satın alan
yazlıkçıların korumak isteseler bile
bilmediklerinden bakamamalarının eklendiğini,
tarih boyunca bağları ve şarapları ile bilinen
Ada'nın bağsız kalabileceği düşüncesinin
Adalıları korkuttuğunu söyleyebiliriz. Son
yıllarda Bozcaada bağcılığına baktığımızda her
şeyin çok değiştiğini görüyoruz. Bırakın mevcut
bağların korunamamasını, yıllardır boş kalmış
alanlarda bile büyük hareket var. Çubuklar
ekilip yeni bağlar oluşturuluyor. Adanın ünlü
sofralık üzümleri Çavuş ve Kardinal dışındaki
bağların bir kısmına Cabarnet Sauvignon
aşılanıyor. Yüzde 30'u
geçmeyen kapasitede çalışan yine de ürettikleri
şarabın bir kısmı ellerinde kalan üç şarap
fabrikası Talay, Ataol ve Yunatçılar artık tam
kapasite çalışıyorlar. Talebi karşılayamadıkları
dönemler bile oluyor. Bu gelişmenin en önemli
nedeni son yıllarda ülkemizde şaraba bakış
açısının değişmesi, İstanbul'da açılan şarap
evleri, marketlerin şarap alanlarındaki büyük
artış, bağdan çok emek verdikleri ama
karşılığını pek alamadıkları işlerine, yeniden,
gönülden bağladı. Bu döneme Bozcaada şarap
fabrikaları da hazırlıklı girdiler. Devletin
verdiği kredi ile fabrikalar büyük ölçüde
modernleştirildi. Şarap evleri açıldı. Zaten,
Bozcaada'yı bağsız, şarapsız düşünmek mümkün
değil. Öyle ya, kadim tarihteki paralarının
üzerinde bile üzüm salkımı varmış Bozcaada'nın.
Adanın antik çağdaki adı Thenedos'du. Adaya
adını veren Thenes ilk yabani asmayı Poyraz
Limanı çevresinde bulmuş, ıslah ederek "Kuntra
Asma" denilen şimdiki durumuna getirmiş. Ada bir
çok egemenliği tanıdı, en son Lozan Antlaşması
ile Türkiye topaklarına katıldı. Osmanlı dönemi
eserlerinden Köprülü Mehile Venedik döneminden
kalma kilise görülebilir'. Kuzeydoğu Burnundaki
kayalık üzerindeki kaleye Eski Kale deniyor.
Adadan 10 metre genişliğindeki su hendeği ile
ayrılan Kale Venedik, Ceneviz ve Bizans
dönemlerinde ve Osmanlı'da Fatih Mehmet, Kanuni,
II. Mahmut dönemlerinde onarıldı ve
genişletildi. Tepedeki Yeni Kale'nin kalıntıları
da görülüyor. Ada'nın yaz kış
yakasını bırakmayan bir "belalısı" vardır:
Rüzgar! Poyrazı, lodosu ve yaz günleri meltemi
hiç durmadan eser dururlar nöbetleşe. Biri
biterse öteki başlıyor demektir. Kış aylarında
lodos bir çıktı mı bazen bir hafta sürdüğü
oluyor ve adanın anakara ile bağlantısını
kesiyor. Gemiler çalışmıyor, ada "ada" olduğunu
asıl o zaman hissediyor. Çünkü "ada"
ayrılmışlığı, kopukluğu, yalnız başınalığı ifade
ediyor biraz da. Çevrenin tarihine çıplak gözle
tanıklık etmek için en yüksek yer olan
Göztepe'ye çıkacaksınız. Anadolu'nun kıyılarında
Troia, Homeros'un büyük destanı ile ölümsüzleşen
savaşın geçtiği topraklar. Kuzey yönünde bir
başka büyük savaşa tanıklık etmiş Çanakkale
Boğazı ve kıyıları, açıktan geçip giden yalnız
gemiler. Biraz ötede komşu ada İmroz. Öte yandan
biraz bulanık görüntüsüyle Yunanistan'ın Linini,
Midilli adabın. Edremit Körfezi ve Kaz Dağı'nın
yüceleri. Müthiş bir panaroma! Adanın her
yönünde güzel plajlar var. Rüzgar nereden eserse
öte tarafında denize girilecek sakin ve güzel
bir yer bulabiliyorsunuz. En büyük doğal plaj
Ayazma, yanında Sulubahçe ve Habbele, Mermer
Burnu, Akvaryum koyları poyrazda; Tuzburnu,
Çayır ve Ova kıyıları lodosta hizmetinize hazır.
12-13 Ağustos tarihlerinde yapılmaya başlanan
Bağbozumu Festivali adada oturmaya devam edenler
için çok anlamlı. Amerika'dan, Avustralya'dan
bile kalkıp gelenler oluyor. Tabii yabancıların
çoğu, Yunanistan'a göçen adanın eski
yerlilerinden oluşuyor. Festivalde en iyi üzüm
yetiştiricilerine ödül veriliyor. Arabanızla
giderseniz, adanın içlerine doğru yapacağınız
gezide karşınıza çok şaşırtıcı görüntüler
çıkacak. Bağların arasından geçen dar yollardan
ilerlerken Rumlar tarafından terk edilmiş taş
evler, bu evlerin bahçelerinde size eski
günlerdeki yasamı hayal ettirecek kalıntılarla
karşılaşıyorsunuz. Örneğin, dev boyuttaki çam
ağaçları arasında gizlenmiş çok büyük bir taş
evin yıkıntıları, orada zengin ve adadaki diğer
eski evlerden farklı bir yaşımın geçtiğini
düşündürüyor. Yolun hemen karşısındaki daha
küçük bir evin bahçesinde ise atların dönerek su
çektikleri bir sistemin konstrüksiyonunu
görüyorsunuz. Merkezdeki tek kilise, yaşamını
hâlâ adada sürdüren az sayıdaki Rum'un pazar
ayinlerinde, vefat ya da vaftiz törenlerinin
yapılacağı günlerde açılıyor. Adalıların
anlattığına göre, bu kilisenin tarihi çan
kulesini restore etmek için Anıtlar Kurulu'ndan
izin alınamadığından, kule şimdi yıkılmak üzere.
Kulenin çanı da bir tekneye yüklenerek Yunan
adalarından birine götürülmüş. Benim gibi
mitoloji sevenler için ise ada ile ilgili bir
hikaye var: "Denizlerin efendisi Poseidon'un
çocuklarından biri Kyknos adında bir kralmış.
Onun da Thenes adında bir oğlu varmış. Thenes'in
annesi ölünce, babası yeniden evlenmiş... Fakat
üvey ana bu ya; Thenes'e iftira etmiş... Kral da
bu iftiraya kanmış ve oğlunu bir sandığa koyarak
denize attırmış. Sandık, Çanakkale Boğazından
geçerek Leukophrys adasının sahiline vurmuş.
Thenes burada sandıktan çıkmış, adaya yerleşmiş.
Adanın ismini de "Thenes'in Adası" anlamına
gelen Thenedos'a çevirmiş, Eski adıyla
Thenedos'a, bugünkü adıyla Bozcaada'nın ilk
yerleşimi Heredot'a göre M.Ö. 2000 yıllarına
rastlıyor. |